29 Kasım 2016 Salı

İZMİR'DEN METEOR YAĞMURUNA


Bazen insan sıkılıveriyor çevresinden, arkadaşlarından, akrabalarından...
Alıp başımı gidesim var dediğimiz oluyor işte tam o sıra şöyle bir soru geliyor hemen "Nereye gideceksin?" bu soruya sıkılmış bir insanın cevabı az çok aynıdır "Nereye olursa, yeter ki burdan gideyim." Hemen arkasından ikinci soru koşturup geliyor. "Neyle gideceksin?" Evet bu soru bazen düşündürebilir. Bu soru üzerine bazılarımız hemen "Otur oturduğun yerde sanki para varda gezeceksin. ELALEMİN tuzu kuru geziyor." gibi bir düşünceye kapılıp hevesi kırılıyor.
Hele ki bir cümlede ELALEM varsa off işte o zaman işin iş iki yakan bir araya gelmez. O ELALEM seni yer bitirir. Tam bu sıra özellikle de elalemden bıktığım sıra dedim ki "Ben gidiyorum kim ne derse dersin." Maşallahları var hemen de demişler zaten hiç boş durmuyor bu elalem. Neyse İzmir'deyim saat 15 sıraları nereye gidicem hangi yola çıkacağım bilmediğim bir sıra bir otobüse bindim ve son durağında indim. En yakın şehir çıkışı 2-3 kilometre falan hemen yürüdüm Manisa yönüne doğru otostop çekiyorum ama hâlâ aklımda bir yer yok. Sizi bilmem ama ben nasip kısmet gibi kavramlara fazlasıyla inanırım işte tam nasip nereyeyse oraya giderim dediğim sıra bir araç durdu. Saat 17 sıralarıydı buna daha bir sevindim çünkü hava karardığında otostop işi bir nevi askıya alınıyor. Koşa koşa hemen araca gittim. Konuşma aynen şu şekilde oldu.
-Nereye gidiyorsun?
-Abi merhaba, nereye olsa giderim.
-Ne demek nereye olsa giderim yoksa sen evden mi kaçtın?
-Yok abi kaçmadım ben geziyorum. Siz nereye gidiyorsanız gelebilirim.
-Sen önce ne tarafa doğru gittiğini söyle.
-Valla Balıkesir tarafına doğru gidiyorum.
-Evden kaçmadın değil mi?
-Yok abi kaçmadım. Geziyorum ben.(Araca bindim. Biraz zor oldu ama deydi.)
-Yaş kaç senin?
-21
-Hadi canım ben seni 15-16 falan sandım o yüzden soruyorum evden mi kaçtın diye.
-Evet biraz küçük gösteriyorum.(Hep aynı tepki :D )
-Üniversite mi okuyorsu?
-Evet
-Nerde okuyorsun?
-Muğla Üniversitesi
-Hadi ya 3'ünüzde aynı üniversitede okuyorsunuz.
falan feşmekan
Araçta şoför hariç 2 kişi daha vardı aynı okulda okuyormuşuz. Çok güzel bir denk gelmişti iyi ki o araca otostop çekmişim. Çok iyi insanlar tanıdım. Onlarda benim gibi gezgin araca yeni binmişler İnönü Yaylasına Meteor Yağmuru izlemeye gidiyorlarmış hep birlikte ben bunu duyarda Balıkesir'de kalır mıyım? Demiştim ya hani nasip diye...
İzmir'den Kocaeli'ye İnönü Yaylasına gidiyoruz hep birlikte çadırlar uyku tulumları hepimiz tam teçhizat. Sonunda Körfez'e geldik yoldan aracı süren abinin bir arkadaşını daha aldık. Geriye sadece Yaylanın yolunu bulup çıkmak kaldı.
Tabi bir de şöyle bir sıkıntı var. Amacımız meteor yağmuru izlemek ama hava kapalı ve sağnak yağmur var.
Yayla yolunu bulduk çıkıyoruz ama yol dar zaman zaman uçurum kenarı ve bazı yerler kaymış, yağmurunda etkisiyle yol bataklık gibi olmuş. Neyse ki şanslıydık bir tane ofroad aracı bize eskortluk etti. Yayla ya geldik ki ne göreyim ben 50-60 deli anca oluruz diyordum ama yayla panayır yeri gibi olmuş. Çadırlar, ateşler, müzikler, kahkahalar yaylayı doldurmuş. Böyle güzel bir kampta bulunmak hoşuma gitmedi değil.
Biz yaylaya çıkana kadar saat oldu 2 yer bul çadırı kur biraz eğlenelim derken 4 olmuştu. Çok eğlenceli vakit geçirdim ama beni geren bir konu vardı. Sağnak yağmur var ve benim çadırım o kadar kaliteli değil. Sabah saat 6 da tulumumu ıslanması ve tepeme damlayan suyla uyandım. Tam tahmin ettiğim gibi sanırım bugün yağmur bastırmadan yayladan gitmem gerekiyor düşüncesi belki de bu yaz beni en çok üzen birkaç şeyden biriydi ama buna üzülmeden önce şu yaylanın temiz havasını içime çekmeliydim o sağnakta biraz ıslanıp yeni tanıştığım arkadaşların hazırladığı kahvaltıyı iktisat yaparak yemeliydim. (Niye hesabını yapıyorsunuz diye sormayın çünkü malzeme az ve doyması gereken insan çok ama emin olun böylesi daha zevkliydi.)
Kahvaltıyı yaptık çadırı topladık Kocaeli'ye gidecek aracı bulduk falan filan derken o sıra aklımı orada unutmuşum sonra çok hayıflandım keşke birisinin çadırına yerleşseydim de bir gece kalsaydım dedim ama Kocaeli'de de bir arkadaşa söz vermiştim sana geleceğim diye gitmezsem ayıp olurdu değil mi?
Yaylayı şehre götüren o yol ne kadar güzelmiş gece karanlıkta görememiştim, gerçi güzelliğini tahmin edebiliyordum ama bu kadarını beklememiştim. Bunu yazarken gözümde tekrar o yoldan çıkışım ve inişim canlanıverdi. Hani bazen zamanda yolculuk yapmak isteriz ye o yayla vaktine tekrar gitmeyi isterdim.
Zorda olsa yayladan indik. Hemen kendimi spor mağazasına attım yağmurluk gibi birkaç eksiğim vardı onları hallettim tam o sıra boş dolanıyordum ki telefonuma bir arkadaşımın yakınımda olduğu bildirimi geldi. Buda teknolojinin nimeti, sosyal medyalar her zaman vakit çalmıyor bazen de vakitleri birleştiriyor değil mi? Üstüm başım çamurlu bir şekilde hemen onun bulunduğu mekana gittim. Gerçekten o arkadaşımla buluşmak beni çok mutlu etti. Biraz vakit geçirip takıldıktan sonra ayrıldık. Beni bekleyen arkadaşımın evine gidip güzelce temizlenip dinlendim. Ertesi sabah tekrar yola çıkacağım ama aklımda yine ne bir rota ne bir plan var. İyi ki plansız çıkmışım yola onda da güzel şeyler yaşadım. O da bir sonra ki yazının konusu olsun. :)

26 Eylül 2016 Pazartesi

OTOSTOPLA TÜRKİYE

Merhabalar.
Bu yaz elimden geldiğince gezmeye yeni yerler görmeye, yeni kişiler tanımaya çalıştım. Tabi bunları hep otostop ve kamp aracılığı ile yapmaya çalıştım yoksa öğrencide para ne arar. Biraz aceleye gelse de başarılı olduğumu düşünüyorum.
Aslında uzun zamandır otostop çekiyorum ama Türkiye turu amacıyla yapmadım ve otostopla tek seferde gittiğim mesafe 700 kilometreyi geçmemişti. Bu sefer 2 aylık bir zaman ve yaklaşık 20 bin kilometre yaptım.
Mesafe uzun, zaman bol olunca tanıştığım insan yaşadığım macera da ona göre bol oluyor.
Bununla beraber çok fazla doğa yürüyüşlerine ve kamplara katıldım. 30 kilometre yürüdüğüm zamanlar oldu.
Bu yaşadıklarımı ve çektiğim fotoğrafları blogumda paylaşmayı düşünüyordum. Merak ettiğiniz şeyler olursa bildiğim kadarı ve yaşadığım kadarıyla cevap vermeye çalışırım. Destek olursanız, yorum yaparsanız sevinirim.

2 Nisan 2014 Çarşamba

KISA ÖZGEÇMİŞİM

     27 Mart 1995 yılında Marmara Bölgesinin Biga Yarımadasındaki Çanakkale’nin Kazdağı eteğindeki ilçesi Bayramiç’te doğdum. İlkokulu Bayramiç’in tepelerinden birinin üstüne kurulmuş olan Milli Hakimiyet İlköğretim Okulunda okudum. Liseyi Marmara ve Ege Denizine kıyısı ve Çanakkale’nin komşusu olan Balıkesir’deki Cumhuriyet Anadolu Lisesinde okudum. 2013 yılında seyrek nüfuslu, çok yağış alan ve dağlık Menteşe Bölgesinde bulunan Muğla ilinin dağ yamacındaki Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesine başladım ve hâlâ burada eğitimime devam ediyorum.

Uzun Olduğu İçin Eleştirilen Özgeçmişim

   
  27 Mart 1995 yılında Marmara Bölgesindeki Biga Yarımadasında bulunan Çanakkale ilinin Kazdağı eteğinde bulunan Bayramiç ilçesinde Güneşin tam tepeye çıkmasına bir kaç saat kala doğdum. Çocukluğumun bir kısmını geçirdiğim köy Bayramiç'e göre rakım olarak biraz daha yüksek, ve yer şekilleri olarak da biraz daha engebeliydi. Köyümüzün hemen altından Bayramiç Barajı'na dökülen bir çay geçer. Bizim köyün olduğu kısım çayın geçtiği yerlere göre daha az eğimli ve çayın aşağı çığır bölümü olduğu için balık da fazla bulunurdu. Küçüklüğümü buralarda balık tutmaya çalışarak geçirdim fakat hiç tutamazdım. Her Sonbahar aylarında mantar toplamaya çıkardık. Aradığımız mantar çeşidine göre farklı bölgelere giderdik.Genelde çorak arazilere engebeli yerlere kulacık toplamaya giderdik. Günler aylar sanki sıradağ gibi art arda sıralanmış Çoruh Nehri gibi çılgın ve hızlı bir şekilde geçiyordu. Sonbaharın ılık ve yağışlı havası, kışın keskin soğuğuna karşı yeşil kalan çam ağaçları, baharla birlikte gelen hayat, yazla kuruyan dereler derken okul çağım gelmişti. Artık köye sadece haftasonları gidebilirdim.Çünkü Bayramiç'e ailemin yanına dönmem gerekiyordu. Okul zamanı gelip çatmıştı. Beslenme çantamı boynuma geçirip Bayramiç'in en yüksek tepesinin üzerinde bulunan okula gitmek için hazırlanmıştım. Tabi ilk defa gidecektim. Bir yandan korkuyor bir yandan seviniyordum. Ay Dünya'yı, Dünya Güneş'i tavaf ederken gece gündüzün gündüz de gecenin aşkıyla birbirini takip ederken 3.sınıfa yani ufkumun genişlemesinde en büyük etkiye sahip sınıfa geldim. Çünkü bu sınıfta okulun halk oyunları takımına seçildim. Su döngüsü nasıl hiç durmaksızın devam ediyorsa biz de hep çalıştık. İlk yarışmamıza hazırdık artık ve Trakya
Bölgesindeki Yıldız dağlarının güneyinde bulunan Kırklareli'ye gitme hazırlıklarına başladık. Gitme vakti gelmişti artık. Güneş ışıklarının Bayramiç semalarını ısıtmaya başlamasıyla yola çıktık. Güneşi arkamıza almıştık sanki ondan kaçıyorduk ve Türkiye'nin iki boğazından uzun olanı yani Çanakkale Boğazı'na geldik. Boğaz iki kıta arasına sınırdı. Bizim gideceğimiz yer Avrupa Kıtası'nda biz ise Asya Kıtası'ndaydık. Feribot bizi çok beklemeden karşıya geçirdi. Böylelikle Gelibolu Yarımadasına geçmiş olduk ve hiç durmadan yolumuza devam ettik ama biz ilerledikçe hava soğumaya başladı oysaki  Bayramiç çok daha sıcaktı. Otobüsümüz dağın tepesine çıkarken yol kenarlarında hâlâ erimemiş karlar vardı. Daha sonra öğrendim ki Trakya'nın iç kesimlerinde karasal iklim görülürmüş. Biz Kırklareli'ne ilerledikçe hava soğuyor, soğudukça bitki örtüsü seyrekleşiyordu. Kırklareli'nde ise gece ve gündüz sıcaklıklarında bizim oralara göre daha fazla fark vardı. Bir kaç gün kaldıktan sonra yarışma akşamı geri dönüşümüz başlamıştı. Belki bu sefer aleyhimize sonuçlanmış olabilir ama biz arının bal yapmaktan bıkmadığı gibi bıkmadan çalıştık. 3. sınıfta daha fazla bir serüvenim olmadı. Yeni bir sınıfa geçmiştim yeni dersler, yeni konular biraz sıkmıştı beni ama yinede folklor sayesinde yeni maceralara atılmıştık. İlde birinci olduktan sonra bölge yarışması için Balıkesir yoluna koyulduk. Yine bir heyecan sarmıştı beni çünkü Edremit Körfezi'nin olduğu tarafı ve Balıkesir'i hiç görmemiştim. Bunun için gözümü dört açıp hep yola baktım. Nusratlı bayırlarından inerken Ege Denizi ve Nusratlı bayırlarının sonundan başlayıpta Edremit'e kadar devam eden evler ayağımın altındaydı sanki. Kazdağları'nın da diğer yüzünü ilk defa görüyordum. Her yerde zeytin ağaçları vardı. O zaman öğrendim ki zeytin ağaçları için sıcaklık önemliymiş. Ayrıca hayatımda ilk defa kanyonu burada görmüştüm. Balıkesir'e girişte nüfus tabelasında rakım yazısı dikkatimi çekmişti. Bunu ilk defa görüyordum daha önce hiç fark etmemiştim. Hemen hocalarıma sordum öğrendim ki denizden yüksekliğini gösteriyormuş. Balıkesir bize yakın olduğu için yarışma günü yola çıkmıştık ve biz geldikten 1 saat sonra yarışma başlamıştı. Bu sefer 2. olmuştuk. Yarışma biter bitmez yine yola koyulduk ve 3-4 saat sonra eve vardık. O sene yazın ailemle birlikte Aydın'a babamın bir arkadaşına misafirliğe gittik. Böylelikle Marmara Bölgesi'nden ilk defa çıkmış oldum. Yalnız şu çok dikkatimi çekmişti. İzmir ve Aydın'ın bizim oralardan çok daha sıcak olduğunu hissettim ve değişen iklimle birlikte bitki örtüsünde de bazı değişiklikler gördüm. Biz ormanlık bir yerde yaşıyorduk. Çok az ağaçsız yer vardı ama oralarda ise küçük ağaçlıklar vardı. Bizi denize götürmüşlerdi tabi ben yüzmeyi bilmediğim için çok fazla su yuttum ve oraların suyunun daha tuzlu olduğunu anladım. Misafirlik, yol, ev derken yine okullar açıldı tabi folklor çalışmaları da başladı. 5. sınıf biraz daha kolay olduğu için çalışmaya daha fazla vakit ayırabiliyorduk.Sonbahar, kış derken baharla birlikte yarışmalar başlamıştı. Tabi başarılı bir ekip olarak ilde birinci olduğumuz için yine bölge yolu gözükmüştü. Bu sefer Manisa'ya gidecektik. Manisa'ya geldiğimizde İzmir'e çok yakın olması dikkatimi çekmişti. Manisa'nın kuzeyinde sarp yamaçların fazla olduğu bir dağ gördüm. Dağın adı Spil Dağı'ymış. Bir kaç gün kaldıktan sonra yarışmadan 2. olarak yine evlerimize geri döndük. O seneyi de öyle bitirdikten sonra 6. sınıfa başladık. Artık halkoyunlarında da yıldızlar kategorisine atlamıştık. Biz o sene ilde olan yarışmada 2. olduğumuz için bölge yarışmasında gidemedik fakat Romanya'ya festivale gidecektik. Kışın sert soğuğuna baharın konveksiyonel yağışlarına aldırış etmedik ve çalışmalarımızı Dünya'nın kendi ekseni etrafındaki dönüş hızına rakip çıkabilecek kadar fazla çalıştık. Ne de olsa 36°00' - 42°00' Kuzey paralelleri, 26°00' - 45°00' Doğu meridyenleri arasında bulunan ülkemizi temsil edecektik. Çalışmalarımız hızla devam ederken yine yolculuk vakti gelmişti. İstikamet belliydi önce Çanakkale, Trakya Bölgesi, Bulgaristan, Tuna Nehri ve Romanya Bükreş'ti. Trakyadaki karasallık Bulgaristan'ı geçtikten sonra bitmişti. Karışık ormanların, dağların arasından ilerleyerek Tuna Nehri'ne gelmiştik. O kadar büyüktü ki üstünde gemilerin bulunduğu bir nehri ilk kez görüyordum. Romanya bizim ülkemize göre biraz daha soğuk ve yağışlıydı. Bir kaç küçük göl vardı ve her yer ormandı. Uzun bir yolculuktan sonra otelimize yerleştik ama Romanya'da tatlı su sıkıntısı vardı. Su yerine soda içiliyordu. Çok fazla nehir ihtiyacı yokmuş su ihtiyacını Tuna Nehri'nin pis suyunu arıtıp karşılıyorlarmış. Bir kaç gün kaldıktan sonra bizi çok büyük bir tuz madenine ve çeşitli vadilere gezmeye götürdüler. Böylelikle Romanya maceramızı tamamladık. Ülkemize geri dönerken Türkiye'ye bir kilometre kala arabamız bozuldu.Bir kaç saat bekledikten sonra ülkemize oradan da evimize geri dönmüştük. Aslında o sene bölge yarışmasına gidemedik diye üzülmüştüm hatta daha bölge yarışmalarının Bolu'da yapılacağını duyunca daha çok üzülmüştüm. Çünkü Bolu Dağı'nı ve Abant Gölü'nü görmeyi çok istiyordum. Tabi Romanya'yı duyunca üzüntüm gitmişti. 6. sınıfı da böylelikle bitirmiş oldum. 7. sınıfta da her zamanki gibi folklor çalışmalarımız Güneş'teki patlamalar kadar sık ve kuvvetli bir şekilde devam ediyordu. Bu sefer daha iyi hazırlanmıştık. Güneş sistemi gibi kusursuzduk. Güneş'in etrafından ayrılmayan gezegenler gibi biz de hocamızın etrafından ayrılmıyorduk. Çünkü artık büyümüştük tabi ben hariç. Arkadaşlarım büyük Ağrı Dağı ben ise onların yanında küçük Ağrı Dağı gibi kalıyordum ama bu bana engel olamazdı. Buz molekülleri gibi yoğun çalışmalarımızın sonucu olarak ilde birinciliği diğer takımdan geri aldık ve Bursa'daki bölge finallerine gitmeye hak kazanmıştık. Bursa'nın yoğun ve bunaltıcı havasına rağmen üstünlük sağlayıp bölgede de birinci olmuştuk. Bu bizim için bir ilkti artık sıra Gaziantep'teki Türkiye finallerine gelmişti. Norveç'e güzellik veren Kutup Işıkları gibi biz de Bayramiç'in güzelliği olmuştuk. Birinciliğin verdiği sarhoşlukla çok fazla çalışamamıştık derken yine yolculuk vakti gelip çattı. Bayramiç'te bize yapılan davullu zurnalı bir uğurlama vardı. Sanki mercan adalarındaki canlı bolluğu gibi bir insan bolluğu vardı. Yarışma için yola koyulduk ve yine gözlerimi dört açıp yolu izliyordum yeni bir şeyler görürüm hevesiyle, gördüm de. Bursa'yı geçtikten sonra kaybolan ağaçlar, artan sıcaklık hepsine dikkat ediyordum. Benim en çok ilgimi çeken yerlerden biri Konya Ovası olmuştu. Tamamen düz ve çıplak bir araziydi ama bu düzlük Maraş'a yaklaştıkça yok oldu. Maraş'la birlikte yerini sarp yamaçları olan dağlara bıraktı. Gök cisimlerinin Dünya'ya yaklaştığı gibi biz de hızla Antep'e yaklaşırken Türkiye'nin en uzun tünellerinden biri olduğunu öğrendiğim bir tünelden geçtik.Hemen sonra Antep'e geldik. Kalacağımız yere yerleştik ve yarışma için dinlenmeye çekildik. Uzun ve yorucu bir yolculuk yapmıştık. Antep'in açık,durgun ve sıcak bir havası vardı. Yarışma günü gelmişti final olması nedeniyle çok kalabalıktı. Sanki Samanyolu Galaksi'si gibiydi. Elimizden geldiğinin en iyisini yapmaya çalıştık ama saat olmuş 2 ve biz daha yeni çıkıyoruz. Nasıl iyi olabiliriz ki? En azından yüzlerce ekibin içinden Türkiye'nin en iyi 12. ekibi olmuştuk. Geri dönüş yolculuğumuz yine başlamıştı. Böylelikle de 7.sınıfı bitirmiş olduk. 8. sınıf da çok farklı değildi. Okulla birlikte halk oyunları başlamıştı tabi bu sene biraz daha duygusaldık çünkü son senemizdi. Her zamanki gibi yine il birincisi olarak Bursa'ya gittik fakat bu sefer bir şike davasına kurban gitmiştik. Haliyle final şansımızı kaybettik. Böylelikle halk oyunlarının son yarışmasını da bitirmiş olduk. Dershaneydi sınavdı derken lise tercihlerini yaptık. Öğrendim ki Balıkesir Cumhuriyet Anadolu Lisesini kazanmışım. Çok mutlu olmuştum çünkü sadece oranın hayaliini kuruyordum. Bir an önce gitmek istiyordum. Marmara ve Ege Denizine kıyısı olan Çanakkale iline komşu olan sanki benim ikinci evimdi. Sabırsızlıkla beklediğim gün çatmıştı. Okullar açıldı. Balıkesir'de çok fazla orman yoktu daha çok makiydi, yazlar kurak kışlar ise yağışlı geçiyordu. Balıkesirle ilgili her şeyi öğrenmiştim. Halk oyunları sayesinde önceden de gelmiştim. Ama çekindiğim mutsuz olduğum tek bir şey vardı. Benim boyum hala kısaydı.150 cm ile okula başlamıştım herkesin ilgisini çeker olmuştum. Lise bir bana çok zor gelmişti. Çünkü dersler çok zordu ve sıkıcıydı ama coğrafya ve tarih dersi hariç. Çünkü onlarla benim ilişkim Hindistan'la Muson iklimi, Mısır'la piramitler, Panama  ile kanalı, Brezilya ile amazonlar, Avustralya ile kanguru ilişkisi gibiydi. Her derste hocalarımı pür dikkat dinlerdim. Özellikle coğrafyada öğrendiklerimi doğada bulmaya çalışırdım. Seyahatlerimde " V " tipi vadi ve kırgıbayırlı dağ arardım. Lise biri hep okulda geçirdim çünkü okulun yatılı öğrencisiydim. Lise 1 bir şekilde bitmişti. Sıra 2.sınıfa geldi. 2.sınıfta seçtiğimiz bölümlerde okumuştuk. Ben eşit ağırlık seçtim ama isteyerek değil. Sözel bölümü olmadığı için zorunluluktan seçmiştim. Lise 2 nin iyi geçtiğini söyleyemem. Hem dersler hem de sosyal yaşam açısından ama sene sonunda iyi bir propaganda yapıp sözel sınıfı açmak için adam toplamıştım ve başardım. 11.sınıfa sözel öğrencisi olarak başladım.Lisede geçirdiğim hatta eğitim hayatım boyunca geçirdiğim en güzel sınıftı. Sözel olduğumuz için coğrafyamızda ağırlıklıydı. Biz sınıfça bir olup sevgili coğrafya öğretmenimiz Hasan Girgin ile çok uğraşıyorduk. Bu yaptıklarımız onun da hoşuna gidiyordu. Çünkü okulun en renkli sınıfıydık ve hocalarımızın da hayatlarına renk katmıştık. Hatta Hasan hoca da birlerle uğraşıyordu. Yatılı ve anadolu lisesi öğrencisi olduğum için çok fazla etkinlik yoktu. Bizleri hep ders çalışmaya odaklıyorlardı. Bunlara rağmen biz okulun en renkli ve sosyal sınıfıydık. 11. sınıfın nasıl geçtiğini anlamamıştık bile. Sıra 12. sınıfa gelmişti ama o kadar da güzel geçmedi. Sınıflar birleştirildi aramıza yeni insanlar katıldı. Kendi aramızda anlaşmazlıklarımız oldu ve en önemlisi de sınavdı. Sınavlara girdik puanları aldık artık sıra tercihlere gelmişti. Tercih yaparken yazdığım illerin Akdeniz iklimine sahip olmasına dikkat ettim. Aslında hiç bir zaman öğretmenlik istemedim. Hep konservatuvar  okumayı hayal ettim fakat sınavlarına katılamadım. O yüzden puanla bir yerlere gitmem gerekiyordu. Muğla'yı da bir tanıdığımın isteği üzerine yazdım. Muğla'nın  Türkiye'nin en seyrek nüfuslu  ve en fazla yağış alan bir yeri olduğunu biliyordum. Gün geldi tercihler açıklandı. Muğla'da sosyal bilgiler öğretmenliği kazandığım için çok üzüldüm. Çünkü hayatım boyunca hiç öğretmen olmak istememiştim. Sonra her işte bir hayır vardır diyerek üzülmekten vazgeçip iyi yönünden baktım ama yine de öğretmen olmak istemiyordum. Derken kayıt tarihi geldi. Buralara geldiğimde çok şaşırdım. Çünkü bu kadar engebeli olduğunu tahmin etmemiştim ama Muğla hakkında her şeyi biliyordum zaten. Kayıttı yoldu derken okul vakti geldi. Şuan Menteşe yöresindeki seyrek nüfuslu çok yağış alan engebenin fazla olduğu Muğla şehrinin üniversitesinde okuyorum ve çok mutluyum. Ayrıca 23 Kasım'da katıldığım bir seminerden sonra öğretmenliğin bana göre olduğunu anladım ve öğretmen olmayı çok istiyorum. 

NEDEN COĞRAFYA ÖĞRENİYORUZ?

DOĞA DİLİ COĞRAFYA

Dilsiz insanlar iletişimde ne kadar zorlanıyorlar, değil mi? Onları anlamak ne kadar da zor. İşte Coğrafya da doğanın dilidir. Belki doğa, evren biz insanlar olmadan da yapabilir fakat biz onlar olmadan yapamayız. Nasıl sevdiğimiz insanlardan vazgeçemiyorsak doğadan da vazgeçemeyiz. Peki ya insan vazgeçemediğiyle iletişim kurmak istemez mi ? Nasıl insan sevdiğiyle iletişim kuramayınca sevdiği ona kapris yaparsa biz de doğayla iletişim kurmazsak onun tehlikeli kaprislerine maruz kalabiliriz. Onu her seferinde daha iyi anlayabilmemiz için coğrafya öğrenmeliyiz ve bilgilerimizi her seferinde artırmalıyız. Yani doğayı tanımak onu anlamak coğrafya bilmekle olur. Nerede ev yapılır, nerede ne yetişir, nerede hangi hayvanlar yaşar, neresi soğuk ya da sıcak... İşte tüm bu soruların cevabını coğrafya verir. Şimdi neden coğrafya öğrenmemiz gerektiğini daha iyi anlamışızdır umarım.

COĞRAFYANIN GELECEĞİ

GELECEĞE KOŞAN COĞRAFYA

    Dünya'nın yavaş yavaş değişen coğrafi olaylarına karşı hızla gelişen coğrafya bilimi tam anlamıyla yeterli değildir. Ama bu onun köyü olduğu anlamına gelmez. Belki hiçbir zaman Dünya'nın coğrafik olaylarına tamamen karşılık veremeyecektir ama açığı biraz da olsa kapatacaktır.
      Coğrafyanın tarihini kısa da olsa bir hatırlayalım istiyorum. Bir zamanlar Dünya'nın yuvarlak olduğunu bile söyleyemeyen bir bilimdi. Şimdi ise kıta hareketlerini hatta senede ne kadar uzadığını bilen bir bilim haline geldi. Bu örnek bile onun, sürekli geliştiğini ve gelişeceğini anlatmaya yeterli diye düşünüyorum. Fakat ne gibi değişiklikler olacağını kestirebilmek biraz zor. Umut ediyorum ki Dünya'nın hızla bozulan yapısına dur diyebilecek bir çözüm üretebilecek duruma gelecektir. Kim bilir belki küresel ısınma sorununa bib çözüm bulabilir.
       Her ne kadar tam anlamıyla bir fikir üretemesekte gelişeceğine inanıyoruz. Değişen Dünya'nın ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli olarak gelişmeye devam edecek.

YAŞANILACAK BİR YER


YENİ ZELANDA - THE BAY OF ISLANDS


    Yaşanılması gereken bir yer deyince hemen aklıma Yeni Zelanda geldi. Özellikle de Yeni Zelanda'nın kuzayinde bulunan Bay Of Island. Bence burası dünya üzerinde yaşanabilecek en güzel yerlerden biridir. İklimiyle, deniziyle, yeşiliyle her şeyiyle insan ihtiyaçlarını karşılayan bu güzel yer tam bir cazibe noktası.
     Kış ayları genellikle yağışlı ve nemli, yaz ayları ise sıcak ve kurak geçmektedir. Kurak kelimesi hemen gözünüzü korkutmasın. Çünkü yazın ülkenin büyük bir bölümünde hava sıcaklığı 21-27 derece arasındadır. Kışın ise hava sıcaklığı çok nadiren 10 derecenin altına düşer. Yani Yeni Zelanda'nın iklimi için ılıman denilebilir. Günlük ve yıllık ortalama sıcaklık farkı 10 derece civarındadır. 
     Masmavi denize uzanan o temiz ve sıcak kumsallarda uyumayı, yemyeşil vadilerinde koşmayı çok isterdim.